Güncel:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
46 küstah adam


Bir gün Hüsrev Sami ile Sapancalı Hakkı evde otururken Bahaeddin Şakir gelir, onlara hitaben „Haydi bakalım, Erzurum'a gidiyoruz. Ermenileri tehcir edeceğiz“ der, her ikisi de şaşırırlar. “Peki Ermenileri tehcir edeceğiz, mal ve mülkleri ne olacak? Bu hususta bir program var mıdır?“ diye sorarlar. Bahaeddin Şakir de onlara şunu söyler: „Yahu ne pr

ogram olacak, Ermenileri tehcir edeceğiz dedik ya... alt tarafını anlayın!“ der.

Raymond Kevorkian´ın “Osmanlı Ermenilerinin Jön Türk Rejimi tarafından yokedilmesi“ (1915-1916)“ başlıklı kitabında Erzurum vilayetindeki katliamlar çok ayrıntılı olarak anlatılır.
Erzurum Ermenilerinin resmi tehcir öncesi, tehcir döneminde vilayet içinde ve Suriye`ye kadar olan sürgün yollarında uğradıkları katliam yerleri şunlar : Pasin yaylası, Tercan (Nenehatun), Sansa Geçidi ve köprüsü, Piriz yakınları, Kemah boğazı, Zenberek Köprüsü, Telli (Tebelli) Çayı, Bayburt-Erzincan yolu, Aşkale, Hınıs vadisi, Çividih dağı, Kütür Köprüsü, Piriz, Erzincan`ın güney-batısında Karasu ırmağı, Kahta, Çoruh nehri kıyısı, Erzincan`da 60 Ermeni köyü, Bayburt`un kuzeyindeki Yanbastı`daki Değirmendere ve Hus Boğazı, Çağ Boğazı, Güvendüz köyü, Burnaz/Purnak köyleri ve Karaköprü, Kasaba ve Erzincan arası, Kemah kazasına bağlı 15 yerleşim bölgesi, Refahiye/Gercaniş kazasına bağlı Gercaniş, Horopel ve Melikşerif köyleri, Kemah-Arapkir köprüsünden sonra Gümüşmaden, Samsat, Samsat yakınlarında Fırat nehri kıyısı, Suruç, Raffa, Birecik, Urfa, Kiğı köyleri, Deli Mizi Palu Tepesi, Fırat nehri üzerindeki Palu Köprüsü, Palu yakınlarındaki Dabalu mevkiinde, Erzincan Doğusunda Çerbelek köprüsü, Akpunar kazasına bağlı Sarpıçay, Erzurum İçkale, Fırıncılar Malatya mevkii, Diyarbakır-Mardin arası, Nusaybin civarı, Cizre`ye 3 saat uzaklıktaki bir bölge, Erzurum Aşkale Boğazı, Ardahan, Artvin, Olti, Ardanus, Eleşkirt, Diyadin, Beyazıt ve Karakilise. Eğer bir Türkiye haritası üzerinde yerleri kırmızı kalemle işaretlemeye kalkarsanız, tüm vilayetin kıpkırmızı olduğunu görürsünüz.

Katliamlara katılan ve saptanabilen Teşkilatı Mahsusa birlikleri ve çeteleri de şunlar: Dr. Bahaeddin Şakir ve Filibeli Hilmi komutasındaki çeteler, Mehmed Sungur, Mustafa Cafer`in komutasındaki birlikler, Dr. Bahaeddin Şakir`in komutası altındaki Teğmen Pire Necati birliği, Kemah Mebusu Halet (Sağıroğlu) Bey`in çetesi, Gülo Ağa çeteleri, Hoca Hamdi Bey komutasındaki Teşkilatı Mahsusa birliği, Armedanlı İsmail komutasındaki çete, Erzincanlı kasap Memduh çetesi, Ziya Hasan Çavuşoğlu çetesi, Boyağlı Sefer çetesi, Samsatlı Hacı Şeyh İçko komutasındaki çeteler ve askerler, Kiğı kazası Kaymakamı Laz Mithat Mehmed Bey komutasındaki askerler ve yerel çeteler, Mehmedzade Hilmi çetesi, Ulaşzade Mustafa Karaman çetesi, Nuri ile Kemah kaymakamı ve Kozukçioğlu Münir çetesi, Kürt Ziya Bey ve Adil Bey (Adil Güzelzade Şerif) çeteleri, Oturakçı Şevket ve Hurukçizade Vehib çeteleri, Mustafa Cafer`in çeteleri, Dersimli Baloşzade Hacı Mehmet Nuri, kardeşi Ali Paşa, Kürt aşireti Reşvan`dan Zeynal Bey, Hacı Bedri Ağa, Bitlisli Emin çetesi, Halil Kut`un Teşkilatı Mahsusa birlikleri, Kürt Murza Bey çetesi. Yukarıdaki isimleri topladığınızda da 30’a yakın çete ortaya çıkıyor. Bunlar sadece saptanabilenler.

Erzurum Ermenilerinin tehcir güzergahları da şöyle: İlk tehcire Erzurum`un doğusu (Pasinler Ovası) ve kuzeyinden başlandı ve tehcir istikameti Erzurum`du. Erzurum`dan sürgün edilen kafileler Batı`ya Ilıca-Aşkale istikametine doğru Bayburt yol kavşağını izleyerek (burada Trabzon, Gümüşhane, Bayburt Ermenileri kafilelere katıldılar.) bu kavşaktan Tercan (Mamahatun/Nenehatun) üzerinden Erzincan istikametine sürüldüler. Erzincan`dan sonra sürgünün rotası güneybatıya yönelerek Kemah üzerinden Ilıç-Kemaliye-Arapkir istikametini izledi. (Erzurum kafilelerinin ilki, Erzincan`dan Refahiye üzerinden Sivas ve Kastamonu yönüne gönderildiler. Ancak Talat Paşa`nın emri ile geri döndürülüp Kemah istikametine yönlendirildiler.) Arapkir`den sonra kafileleler Ağın üzerinden Malatya`ya gönderildiler. Malatya`dan sonra Adıyaman, Kahta, Samsat üzerinden Urfa`ya gönderildiler. Urfa`dan sonraki durak Suruç idi. Yani şimdiki Suriye sınırı. 

Erzurum`dan başka kafileler, güneye Tekman üzerinden Kiğı-Elazığ istikametine gönderildiler. Erzurum`un doğusundan sürgün edilen kafilelerin bir kısmı da, Hınıs üzerinden Muş-Bitlis üzerine gönderildiler. Ana güzergahı izleyen kafilelerin bir kısmı, Erzincan`dan güneye Pülümür üzerinden Elazığ`a gönderildiler. Ana güzergah üzerinden Ağın`a kadar gelebilen kimi kafileleler, Elazığ-Maden-Ergani-Diyarbakır-Mardin-Nusaybin üzerinden şimdiki Suriye sınırına gönderildiler. Ana güzergahı izleyen kafilelerin bir kısmı, Adıyaman`ı geçtikten sonra Maraş-Antep-Nizip`ten Birecik`e Suriye sınırına geldiler. Bir kısmı da Suruç`a gönderildiler. 

Tüm kafilelerin gönderileceği yerler, Suriye istikametidir. Genel olarak Suriye`ye girişler Yerablus-Aleppo hattı, Aleppo`dan Meskene-Rakka üzerinden Der Zor çölleri. Suriye`ye diğer geçiş yeri Birecik`in doğusunda ve şimdiki Suriye`deki Tal Abyad üzerinden Der Zor çölleri. Suriye`ye bir diğer geçiş yeri ise şimdiki Ceylanpınar`ın güneyinde Suriye`deki Rasul Al Hayn üzerinden güneye Der Zor çöllerine ve güneydoğu yönüne Musul ve Kerkük istikametidir. Ayrıca Aleppo`dan sonra güneye doğru Hama üzerinden Suriye, Şam istikametine. 

Talat Paşa´nın Evrak-ı Metrukesi´nde yaklaşık 125.657 olarak gösterilen Ermeni nüfusu tehcir sonrası 3.364 olarak verilmektedir. Bu rakamlar bile Erzurum vilayeti Ermenilerinin % 97`sinin tehcire tabi tutulduğunu göstermektedir. Dr. Bahaeddin Şakir, 1915 yılının yaz aylarında, Erzurum`dan Antalya Mutasarrıflığına çektiği telgrafta “ Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Trabzon havalisinde tek bir Ermeni kalmamak üzere Musul ve Zor taraflarına sevk edildiklerini“ belirterek, Antalya`da ne yapılmakta olduğunu sorar. 

Erzurum`da ve bölgede görev yapan özellikle Alman Konsolosu Scheubner Richter`in, Alman askeri ve sivil görevlilerin, misyonerlerin ve diğer ülke diplomatlarının tanıklıkları da mevcuttur. Doğu Bölgesinde Teşkilatı Mahsusa birliklerinin bir kolundan sorumlu olan Alman Miralay Stange´nin, Erzurum`dan İstanbul`daki Alman Askeri Misyonu`na yolladığı 23 Ağustos 1915 tarihli gizli raporunu aktarmak istiyorum. Alman Albay Stange`nin, “Ermeni sürgünleri hakkında rapor“ başlığını taşıyan gizli raporunda özetle şunlar yazılıdır:

“Ermeni sürgünleri yaklaşık Mayıs 1915`te başladı. Bu yılın 10 Şubat`ında buradaki Osmanlı Bankası`nın 2. Müdürü olan bir Ermeni akşam sularında cadde ortasında kurşunlandı. Hükümetin sözümona tüm çabalarına rağmen katil asla bulunamadı. Bugün artık, bu cinayetin açık bir politik cinayet olduğundan kuşku yok. O sıralarda Erzincan Ermeni Başpiskoposu da öldürülmüştü. 20 Mayıs`ta Ordu Komutanı Kamil Paşa (3. Ordu Komutanlığı görev bölgesi Doğu`daki “Ermeni Vilayetleri“ ve Trabzon görev alanı içindeydi.) Erzurum`un kuzeyindeki Ermeni köylerinin boşaltılması emrini verdi. Bu emir, Türk makamları tarafından en kaba şekilde yerine getirildi. 

İnsanlar çok kısa bir zamanda ev, han ve tarlalarından kovuldular ve sürüldüler. İnsanların büyük bir bölümüne en gerekli şeyleri toplamaları ve yanlarına almaları konusunda jandarmalar tarafından hiç zaman bırakılmadı. Geride bıraktıkları ve yanlarında taşıdıkları eşyalar refakatçi jandarma ve askerler tarafından el konuldu veya evlerinden çalındı.

O günkü kötü havada sürülenler geceyi açık havada geçirdiler. Yerleşim bölgelerine gıda maddeleri veya su temini için gitme iznini ancak jandarmalara özel bir para vererek alabiliyorlardı. Tecavüz olayları oldu ve artık korkuya kapılan anneler bebeklerini besleyebilecek imkanları olmadığı için bebeklerini Fırat`a attılar. Alman Konsolos, konsolos çalışanları tarafından ekmek dağıttırdı ve onlar sürülenlerin sefaleti hakkında rapor verebilecek durumdadır. Bu Ermenilerin Nenehatun (Tercan) yakınlarında çeteler, aşiretler ve benzeri çapulcular tarafından askeri refakatçilerin rızasıyla hatta yardımıyla öldürüldükleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesindir. Vali bu gerçeği (tabii ki sadece küçük çapta) doğruladı. Alman Konsolos bu katliamdan yaralı olarak kurtulan yaşlı bir Ermeniyi de sorguladı.

Çok sayıda ceset, Konsolos çalışanı savaş gönüllüsü Schlimme tarafından da görülmüş. Haziran başında Erzurum`dan Ermenilerin sürgünü başladı. Hükümet, polis ve hükümet organları tarafından bu sürgünün uygulanışındaki yol ve yöntemler, her türlü organizasyon ve düzenden mahrumdu. Tersine bu sürgündeki organizasyon ve düzen, buna katılan tüm Türklerin gaddarca, insani olmayan, kanunsuz keyfiliği ve hayvanca hareketleri, derin bir nefret duyulan ve kanı helal olarak görülen bir halk topluluğuna karşı yapılanlara emsalsiz bir örnektir. Bu konuda birçok örnek bulunmaktadır.

Hükümet sürülenlere herhangi bir yardım konusunda en küçük birşey yapmamaktadır. Amirlerinin zihniyetini bilen polisler de, Ermenilerin çektikleri eziyetin artması için de aynı şeyi yapmaktadırlar. Sürgün emrediliyor, tekrar kaldırılıyor, sonra verilen oturma izinleri polis tarafından birkaç gün içinde tekrar geri alınıyor, iptal ediliyor ve tekrar sürgün emri veriliyor. Sürgün emri birçok durumda akşamdan sabaha kararlaştırılıyor. Itiraz ve şikayetler dikkate alınmıyor, genellikle de kötü muamele ile karşılık veriliyor. Hükümet sürülenlere, gidecekleri yeri söylemiyor. 

Nakliye araçlarının fahiş fiyatlara yükselmesine izin veriliyor, çoğunlukla daha sonra ortaya çıktığı gibi, kötü eğitimli, sürülenleri koruma sorumluluğunu hiçbir şekilde ciddiye almayan yetersiz refakatçi ekibi verilmektedir. Genel olarak şehir dışındaki yollarının güvenilmezliğinin had safhaya çıktığının bilinmesi bile devlet memurlarının Ermenileri sürmesine engel teşkil etmemektedir. Onlar ölmeliler. Trabzon`da Ermenilerin mal ve mülkleri hakkında açıklamada bulunmaları ve yanlarına almaları bile yasaklandı. Konsolosluk çalışanı Alman savaş gönüllüsü Schlimme (Konsolosluk adına Bayburt ve Erzincan üzerinden Trabzon`a bir seyahat yapmıştı), Trabzon`da polis karakolundaki polislerin sürgüne gönderilenlerin yolluk bohçalarını bile aldıklarını gördü. 

Hükümetin olan biteni gizlemeye veya hafife almaya, görmezlikten gelme çabalarına rağmen durum aşağıdaki gibidir: 16 Haziran`da ilk kafileden direkt Harput`a gönderilen ve çok eşya ile yola çıkan Ermenilerin önde gelen eşrafının birkaçı istisna hepsi öldürüldü. Vali öldürülenlerin sayısını 13 olarak verdi. Kadınlar bebeklerle Harput`a geldiler. Yetişkin kızlar hakkında güvenilir bir bilgi yok. Diğer kafileler Bayburt üzerinden Erzincan`a ve oradan da Kemah istikametine (Fırat Vadisi) yönlendirildiler. Onlar bir şans eseri Fırat vadisini geçmiş “olmalılar“. Ama Harput`a giderken daha da tehlikeli yerlerden ve Urfa civarından geçtiler. Trabzon Ermenilerinden erkekler dağın eteklerine götürüldüler ve askerin yardımıyla vahşice katledilirken, kadınlar da acınası bir durumda Erzincan`a sürüldüler. Onlara ne olduğu bilinmiyor.

Trabzon`da Ermeniler denize götürülüp, teknelerden aşağı atıldılar. Trabzon Başpiskoposu Erzurum`da askeri mahkemeye çağrıldı ve oraya giderken bütün kavasları ile birlikte boğuldu. Trabzon ve Bayburt arasında bir Ermeni askeri doktor da öldürüldü. Erzincan Ermenilerinin hepsi Kemah Boğazına sürüldü ve orada vahşice katledildiler. Cesetlerin, oraya daha önce gönderilen arabalarla Fırat`a götürüldüğü ve nehre atıldığına ilişkin güvenilir bilgiler vardır. Erzincan Başpiskoposu bu kafileye refakat etmiş ve öldürülmüştür. Erzurum`da çok az Ermeni bulunmaktadır. Erkekler tarafından korunmayan kadın ve çocukların şehirde kalabileceğine ilişkin daha önce verilen emir de yürürlükten kaldırıldı ve onların da sürgünü katı ve acımasız bir şekilde gerçekleştirildi. Hatta ordu ve devlet işletmelerindeki ustalar, demirciler, şoförler, hastahane personeli, banka ve devlet görevlileri, askeri doktorlar gelişi güzel sürüldüler. Ermenilerin Erzurum savaş bölgesinden uzaklaştırılmalarının kanunlara uygun ve askeri gereklilik için uygun olduğu gerekçesi öne sürüldü. Ancak gerçekte, farklı nedenlerden dolayı Ermeniler asla güvenilmez olarak görülüyordu.

Sürgün önlemlerini yerine getirmek için vali, bazen ordu komutanının emrine, bazen de Istanbul`un emrine dayanıyordu. Başka bir biçimde de, ordu komutanı sürekli olarak acımasızca sürgünlerin hızlandırılmasını emrediyor, uygulamasındaki sorumluluğu valiye yüklüyordu. Ancak valiye gerekli uygulama araçlarını ya vermiyor ya da vermek istemiyordu. 

Ordu komutanlığının Ermenilerin öldürülmüş olmasından, refakatçi jandarmaların tavrından da haberi olması gerekirdi. Ordu komutanlığı yolların güvensiz olduğunu da bilebilirdi. Ama bu zararlı durumların ortadan kaldırılması için birşey yapmadı. Tüm bunlara rağmen Ermenilerin bu yollara sürülmesi emrini verdi. Bu tavır, onun konsolosa yaptığı açıklamaya uygun düşüyordu: Savaştan sonra Ermeni sorunu kalmayacaktı.

Tüm bu olup bitenlerden sonra şu kesinlikle kabul edilebilir: Ermenilerin sürülmesi ve imhası, Istanbul`daki Jön Türk Komitesi tarafından kararlaştırılmıştı. Kanıma göre (muhtemelen) organize edilmiş, ordu mensuplarının ve gönüllü çetelerin yardımıyla uygulanmıştır. Burada bulunan Komite üyeleri de şunlardır: Hilmi Bey, Şakir Bey, Erzurum milletvekili Seyfullah Bey. Ayrıca burada görev yapan: Vali Tahsin Bey, Polis Müdürü Hulusi Bey ve nihayet önlemlerin uygulamasında polis müdürünün yanısıra, en kaba vahşiliği kanıtlanmış olan Mahmut Kamil Paşa.“

İran üzerinden Rusların cephe arkasında operasyonlar düzenlemek ve örgütlemek için, gizli bir görevle Erzurum´a gönderilen ve resmi sıfatı Erzurum Konsolos yardımcısı olan Max Erwin von Scheubner-Richter, bizzat Erzurum ve çevresindeki tehcir uygulamalarına ve katliamlara tanık olmuş biridir. Onun Almanya´ya gönderdiği telgraf ve raporlara bir göz atalım. 

„Türk Komitesi temsilcileri ile Ermeniler arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek için, benimle Azerbaycan ve Doğu Kafkasya’ya giden ve çok iyi tanıdığım İttihat ve Terakki’nin Genel Komiseri Ömer Naci’nin diğer Komite üyelerinin acımasız önlemlerini onaylamadığından dolayı destek bulacağım. Çünkü o haklı olarak bu uygulamaların Kafkasya’daki Fidai Partisinin liderlerinde iyi bir izlenim bırakmayacağından korkuyordu. Ortak seyahatimiz sırasında Ermenilere karşı önlemlerin anlamsızlığını konusunda onu hala ikna edebilirim. Ayrıca benim olduğum yerde bizimle seyahat eden aralarında Trabzon vilayetinde Ermeni katliamının kışkırtıcısı Dr. Fuat ve diğer birkaç Komite üyesini, tıpkı Halil birliklerinin Kuzey İran’da Hıristiyan katliamı yapmaları gibi Ömer Naci’nin birliklerinin de böyle bir şeye girişmesini en azından dizginleyebilirim. Ömer Naci, benim şahsımda bir Alman subayında, Komitenin diğer üyelerine karşı onun ölçülü tavrını destekleyen bir dayanak bulmuştu. Bitlis’e kadar geçtiğimiz yerlerde, yerle bir edilmiş köylerde öldürülmüş Ermenilerin yarattığı vahşi görünüş, diğer beylerde etkisini göstermemiş değildi. Ben ve benim Alman refakatçilerimin onların ülkü kardeşlerinin yaptıklarının tanığı olmaları, onlar için açıkca rahatsız edici bir durumdu. Ve tekrar tekrar yaptıkları açıklamalarla suçu Kürtlere atıyor ve bizim tarafımızdan edinilen kötü izlenimi zayıflamaya çabalıyorlardı. 

Son olarak aşağıdakileri eklemek istiyorum: Benim Erzurum’dan gönderdiğim rapordaki korkularım yani Ermenilerin göç ettirilmesinin onların imhası olacağı veya imhayı amaçladığı yönündeki korkularım maalesef gerçek çıktı. Göç ettirilen bu halktan hala Mezopotamya’da yaşayanlar da umutsuz bir durumdalar. Türkiye Ermenilerinin İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde yaşayan birkaç yüzbinin dışındakilerinin aşağı yukarı hepsinin imha edildiğini söylemek, abartı değildir. Bu tarihin ilk perdesi maalesef kapandı. Birçok önde gelen Türk kişilerle bir dizi görüşme yaptım. Bende şu izlenimi bıraktılar: Jön Türk Komitesi’nin büyük bir bölümü, Türk imparatorluğunun sadece müslüman, pantürk temelde kurulabileceği görüşünde idi. Müslüman olmayan, Türk olmayan vatandaşlar, zorla müslüman ve Türk olmalıydılar, olmadığı zaman da imha edilmeliydiler. Bu planın uygulanabilmesi için bu insanlar en uygun olanlarıydılar. Bu programın ilk aşaması, Ermenilerin halledilmesiydi. Bunun için Türkiye ile ittifak halinde olan güçler ile Taşnak Partisi’nin sözümona devrim yapma hazırlıkları engellendi. Yerel huzursuzluklar ve Ermenilerin öz savunma çabaları ayrıca abartıldı ve tehdit edilen sınır bölgelerinden Ermenilerin göç ettirilmesini motive etmek için bir bahane olarak kullanıldı. Ermeniler yolda Komite’nin kışkırmalarıyla, Kürt ve Türk çeteler, yer yer de jandarmalar tarafından da öldürüldüler. Aynı zamanda Musul valisi Haydar Bey tarafından Doğu Kürdistan’daki Nestoriyanerler, yiğitçe savunmaya rağmen sürüldüler. Bir kısmı da yok edildiler. Tarlaları ve evleri yerle bir edildi. Yaşayabilenler Ruslara kaçtılar ve Türklere karşı savaştılar. Halil Bey’in Kuzey Iran’a seferi, Ermeni ve Suriye taburlarının katledilmesini getirdi, Ermenilerin, Suriyelilerin ve Iran halkının, Kuzey Iran’dan sürülmesi sonucunu doğurdu ve arkasında Türklere karşı büyük bir nefret bıraktı. Araplarla bir hesaplaşma da düşünüldü. Ancak askeri durumun uygun olmaması bunun gerçekleştirilmesini erteledi gibi görünüyor. Bu arada Arapların büyük ölçüde askere alınması ve Arap birliklerinin olağanüstü eksik donanımla uygun olmayan iklim bölgelerine gönderilmesi ( 1914 Erzurum kış seferi, 1915 Kuzey Iran) olayları, buna yedek bir çözüm olarak gösterilebilir. Pantürkist fikirlerin gücünün ve uzak etkisinin komik bir şekilde abartılmasıyla, Kafkasya’daki Ermenilerin etkisinin küçümsenmesiyle, Kafkasya müslümanlarının Türkiye’ye ilhak edeceği ve Rusya’ya karşı bir isyanı kazanabileceğine inanıldı. Ancak durum sadece yavaş yavaş durulmaya başladı. Ermenilere karşı yapılanlar, Türk-Kürt çetelerinin Kafkas sınır boylarındaki tutumları, bu planın olabilirliği umudunu azalttı. Kafkaslar arasında Alman propaganda çalışması, sempati ile karşılanmadı ve çoğu kere engellendi. 1916 Ağustos sonuna kadar edindiğim izlenimler ışığında, Türklerin orada yaşayan diğer uluslarla olan ilişkileri konusunda gelecek için şunları söyleyebilirim: 6. Ordu Bölgesinde, Türklerin tarafında çarpışan Kürtlerin fanatikliği tekrar kışkırtılarak ve onlara hareket serbestliği tanınarak, oradaki Hıristiyan halka karşı saldırma denemesinin yapılacağı, olasılık dışı değildir. „ ( 4 Aralık 1916 tarihinde Almanya’nın Erzurum Konsolosu Scheubner-Richter’in Başbakan’a gönderdiği kendi düşüncelerini anlatan rapordan)

„Halil’in (Kut) Irak’a düzenlediği sefer, Ermeni ve Suriye katarlarının katledilmesine sebep oldu. İki gece içinde 15.000 Ermeni Musul’da öldürüldü. Yaşına cinsiyetine bakılmaksızın gruplar halinde nehrin kıyısına götürüldü ve kör aletlerle doğrandı. Böylece barut ve kurşun tasarrufu da sağlandı.“[b] (Konsolos Muavini olarak çalışan Scheubner Richter’in 4 Aralık 1915 tarihli raporundan) 

„[b]Erzincan`a giden kafileler Nenehatun, Sansar, Fırat Köprüsü ve Perez`de Türk ve Kürt gönüllüler tarafından baskına uğradılar, soyuldular ve öldürüldüler. Öldürülenlerin sayısı 10-20 bin arasında olabilir. Hükümete göre ise 3-4 bin arası. Çevrede sayılan ve sevilen büyük bir toprak sahibi bana şunu sordu: Niçin Alman hükümeti, Türk hükümetinin Ermenilere karşı bu hareketini teşvik etti. Eskiden de Errmeni kırımı oldu. Ama çoğunlukla erkekler arasındaki bir savaş olarak sınırlıydı. Şimdi Kuran`ın hükümlerine aykırı olarak binlerce suçsuz kadın ve çocuk öldürülüyor. Bu olanlar halkın galeyana gelmesi ile değil, tersine sistematik bir şekilde hükümetin-Komitenin emirleri ile olmuyor mu? Genel bir amaç olarak ve hazırlanmış bir Ermeni ayaklanması iddiası için bana göre her türlü kanıt eksiktir.“ ([b]Konsolos Scheubner Richter`in, 5 Ağustos 1915 tarihli telgrafından )

1915/16´da tehcir edilen Ermenilerin sayısı itibariyle Erzurum, Sivas´tan sonra (141.592) ikinci sırada, en büyük katliamların yapıldığı vilayetler içinde ise ilk sıralarda yer alır. Der Zor´a varabilenler arasında çok az sayıda Erzurumlu Ermeni bulunmaktadır.


Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
E-Posta
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×